allah yolunda infak ile ilgili kıssalar

Yaşamaümidini kısa veya uzun tutmak, hem ahiretle ilgili amel ve ibadetleri, hem de dünya ile ilişkileri etkiler. Yaşama ümidini kısa tutan bir kimse, sınırladığı süre içinde ölürse hazırlıklı ölür; ölmezse bu hazırlığın sevinciyle yaşar ve yeni ameller hazırlar. Ümidini uzun tutan kimse ise, hazırlıkta gevşek Cenâbı Hak; merhametli, cömert ve infak sahibi kullarına sonsuz keremiyle mukabelede bulunur ve yardım eder. Hadîs-i şerifte buyurulur: “Siz, cömerde ta‘n etmeyin. Cömert eğer sürçerse, Allah onu (mecâzî olarak) elinden tutup kaldırır.” (Heysemî, VI, 282) Bir de bu kıssa, mazeretin olmamasını ifade eder: Bahane yok!.. Buda gösteriyor ki, Allah, meseleyi din ile alay ve istihzaya açık kapı bırakmayacak şekilde detaylı olarak açıklamıştır. Buna rağmen bunu yapanları da tehdit etmiştir. İşte sahabeler! Onlardan birisi Allah yolunda infak için az bir şey getirdiğinde: “Allah Birgün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi: "Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir." (el-Bakara, 2/274). Hz. Kurandaİnfak Kur'an'da infak ile ilgili ayetler 2/3 ki onlar, gayba inananlar, namazı kılanlardır. ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden başkalarına pay çıkaranlardır. Site De Rencontres Gratuit En France. Kuranda İnfak İle İlgili Ayeti Kerimeler KURANDA İNFAK ÂYETLERİ Onlar ki gaybe iman edip, namazı doğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan, Allah yolunda minnet etmeden harcarlar Bakara 2/3. Burada, Allaha samimiyetle inanan müminlerin başlıca özellikleri sayılırken iman ve namazın ardından infak zikredilmiştir. Yüzlerinizi bazen doğu, bazen batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. İyilik yapanlar o kimselerdir ki; Allaha, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekâtı verirler Bakara 2/177. Ey Muhammed! Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana, baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir Bakara 2/215. Burada, infakla ilgili öncelik sırasına işaret edilmekle birlikte âyetin sonundaki ifadeden asıl önemli noktanın hayır yapma arzusu ve niyeti olduğu anlaşılmaktadır. Ey Muhammed! Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki İhtiyaçtan fazlasını infak edin Bakara 2/219. Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın Bakara 2/254. Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah dilediğine daha da katlar. Allahın rahmeti geniştir. O her şeyi bilir. Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rabbleri yanında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdir Bakara 2/261-262. Âyette geçen “Allah yolunda infak tabiri, öncelikle ülkenin savunması için gerekli maddi yardımda bulunmayı ifade etmektedir. Ancak bu tabirin geçtiği birçok âyet ve hadisin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuca göre Allaha itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslama ve Müslümanlara fayda ve destek sağlayan her harcama Allah yolunda infak sayılmaktadır. İslam medeniyet tarihinde de böyle bir niyet taşıması şartıyla ülkenin savunması, hac hizmetleri, yoksulların desteklenmesi; okul, kütüphane, cami, yol, köprü, çeşme, bakımevleri gibi hayır kurumlarının tesisi, hatta tabiatın korunup geliştirilmesine kadar çok çeşitli hizmetler için yapılan her türlü harcama Allah yolunda infak kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca Kuranda genellikle iyiliklerin sevabı bire on olarak gösterildiği halde, Allah yolunda infâkın sevabının bire yediyüz olduğu bildirilmiştir. Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamayacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki Allah, sadakalarınıza muhtaç değildir ve hamde layık olandır Bakara 2/267. Her ne çeşit nafaka verdinizse veya her ne türlü bir adak adadınızsa, Allah onu kesinlikle bilir Bakara 2/270. Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediğini yola getirir. Yaptığınız her iyilik sırf kendiniz içindir. Siz yalnızca Allah rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. İyilik cinsinden ne infak ederseniz o size aynen ödenir. Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz. Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış olan fakirlere veriniz. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremezler. Utangaç olduklarından dolayı, bilmeyenler onları zengin sanırlar. Oysa sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden bir şey istemezler. Ne türden bir iyilik yaparsanız, şüphe yok ki, Allah onu bilir. Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu; işte onların Rabbleri katında ecir ve mükâfatları vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar Bakara 2/272-274. Bakara 2/261-274. âyetlerinde infakın önemi, amacı, hangi mallardan kimlere ve nasıl verileceği, karşılığında vaat edilen ödüller ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez Bakara 2/276. Onlar ki, Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru! derler. O sabredenleri, o doğruluktan şaşmayanları, o el pençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları görür Âl-i İmran 3/16-17. Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir Âl-i İmran 3/92. Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allahtan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun. O Allahtan hakkıyla korkanlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler Âl-i İmran 3/133-134. Bunlar, Allaha ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allahın verdiği rızıktan gösterişsiz harcasalardı kendilerine ne zarar gelirdi? Allah onların söz ve işlerini çok iyi bilendir Nisâ 4/39. Bir sadaka vermeyi, bir iyilik yapmayı veyahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur Nisâ 4/114. Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını artırır. Yalnızca Rabblerine tevekkül ederler. Onlar ki namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar Enfâl 8/2-3. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız Enfâl 8/60. Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, Yahudi hahamları ile Hıristiyan rahiplerinin birçoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarf etmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele! O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak. Onlara, İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi, şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını denilecek Tevbe 9/34-35. Yine bedevilerden kimi de vardır ki, Allaha ve ahiret gününe inanır ve harcadığını Allah katında yakınlıklara ve Peygamberin dualarını almaya vesile sayar. Gerçekten de bu, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmeti içine koyacaktır Tevbe 9/99. Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin Tevbe 9/103-104. Onların Medine halkı ve civarındaki bedevilerin, Allah yolunda yaptıkları küçük veya büyük her harcama veya geçtikleri her vadi karşılığında, yaptıkları işin daha güzeliyle Allahın kendilerini mükâfatlandırması için sevap yazılmaması mümkün değildir Tevbe 9/121. Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar. Çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akıbeti kendilerinin olacak olanlardır Rad 13/22. İman eden kullarıma söyle Namazı dosdoğru kılsınlar, alışveriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli harcasınlar İbrahim 14/31. Allaha itaat eden alçak gönüllüleri müjdele. Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar Hacc 22/34-35. İşte onlara Kurandan önce kendilerine kitap verdiklerimize, sabretmelerinden ötürü mükâfatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar Kasas 28/54. Allahın sana verdiğinden Onun yolunda harcayarak ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allahın sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara iyilik et Kasas 28/77. Onların yanları yataklarından uzaklaşır, korku ve ümit içinde Rabblerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayır yolunda sarf ederler Secde 32/16. De ki Gerçekten Rabbim kullarından dilediği kimseye rızkı hem genişletir, hem daraltır. Her neyi hayra harcarsanız O, onun yerine başkasını verir. Hem O, rızık verenlerin en hayırlısıdır Sebe 34/39. Allahın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar Fâtır 35/29. Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise, iman edip sadece Rabblerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. O iman edenler, büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman kusurları bağışlarlar. Onlar, Rabblerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar Şûra 42/36-38. Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder ve kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez. Eğer sizden onların tamamını isteyip de sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz. Bu da sizin bütün kinlerinizi ortaya çıkarırdı. İşte sizler Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararına cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer siz haktan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar Muhammed 47/36-38. Ama takva sahipleri bahçelerde, pınar başlarındadırlar. Rabblerinin kendilerine verdiği mükâfatları almaktadırlar. Çünkü onlar, daha önce dünyada iyi davranan kimselerdi. Onlar geceleyin pek az uyurlardı. Onlar seher vakitlerinde Allahtan bağışlanma dilerlerdi. Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı Zariyat 51/15-19. Allaha ve Rasulüne iman edin. Sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden harcayın. Sizden, inanan ve harcayanlar için büyük mükâfat vardır Hadid 57/7. Kurana göre bütün mülk mal ve zenginlikler Allahındır. İnsan, o mülk üzerinde yaşar, onu kullanır, geçimliği için harcar, sonunda o mülkün nöbetini başkasına bırakır ve ahirete gider. İnsanlardan bazıları çok mala sahip olabilir, bazıları da muhtaç olacak kadar az mala sahip olabilir. Kimileri hasta ve sakatlık yüzünden yeteri kadar mal kazanamaz. Üstelik çok mala sahip olmak bir imtihan sebebidir. Allah c insanları ilimle, sağlıkla, malla, geniş imkânlarla, çocukla sınamaktadır. Malı insana veren Allah, bu maldan muhtaçlara ve elimizin altındakilere de vermemizi emretmektedir Nûr, 24/33; Hadid, 57/7. Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allahındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür Kimdir o, Allaha güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için şerefli bir mükâfat da versin Hadid 57/10-11. Ve onlardan önce o yurda yerleşen ve imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir hasislik duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir Haşr 59/9. Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allaha ve Rasulüne inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz sizin için en iyisi budur. Eğer böyle yaparsanız, Allah sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur Saff 61/10-12. Birinize ölüm gelip de Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayın. Allah süresi geldiği zaman hiçbir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır Münâfıkûn 63/10-11. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allahın yanındadır. O halde gücünüzün yettiği kadar Allahtan korkun, dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Eğer Allaha güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, halimdir Teğâbun 64/15-17. Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır. Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır. Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar. Onların mallarında belli bir hak vardır, hem isteyen için hem de istemekten utanan yoksul için Meâric 70/19-25. Kurana göre, varlıklı Müslümanların mallarında yoksulların hakları vardır. Zariyât, 51/19; Meâric, 70/24-25. Bu bir yardım seferberliğidir. Bu seferberliğe; özelde tasadduk, zekât, fıtır sadakası, kurban, hediye, iare kullanma amacıyla verme, vakıf, devlet bütçesinden maaş bağlama vs. ve genelde infak adı verilmiştir. Her nefis kendi kazancına bağlıdır. Ancak amel defterleri sağından verilenler hariç, onlar cennettedirler, sorup dururlar, suçluların durumunu, Nedir sizi Sekara sokan? diye. Suçlular derler ki Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula da yedirmezdik Müddessir 74/38-44. Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler. Allahın kulları ondan içerler, onu güzel yollar açarak akıtırlar. O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar. Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler; Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz İnsan 76/5-9. Fakat o, o sarp yokuşa göğüs veremedi. Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir? Köle azat etmek veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime veya hiçbir şeyi olmayan yoksula Beled 90/11-16. “En çok korunan ise, ondan uzaklaştırılacaktır. O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir Leyl 92/17-18. Ali İmran SuresiHZ. İSA'NIN KISSASIPeygamber ile Yemen'in Necran elçileri arasındaki tartışmaya parmak basan rivayetler belirtiyor ki; İsa'nın selâm üzerine olsun dünyaya gelişi, annesi Meryem ve Yahya'nın doğumu ile ilgili kıssalar ve bu surede yeralan diğer kıssalar elçilerin etrafa yaymaya çalıştığı şüpheleri etkisiz hale getirmek amacıyla inmiştir. Elçiler, bu şüpheleri yaymaya çalışırken "O, Allah'ın Meryem'e verdiği sözüdür ve O'ndan bir ruhtur." gibi Kur'an'ın İsa hakkında verdiği bilgilere dayanmaya çalışıyorlardı. Sonra onların Meryem suresinde geçmeyen birtakım sorular sorup cevap verilmesini istedikleri belirtiliyor...Kaydedilen bu bilgiler doğru da olabilir.. Yalnız bu kıssanın bu surede bu şekilde yeralması Kur'an'ın açıklamayı dilediği belli başlı gerçekleri yerleştirmede kıssaları kullanma genel yöntemiyle paralellik arz etmektedir. Yerleştirilmek istenen bu gerçekler çoğu zaman, kıssaların içinde geçtiği surenin de konusu olmaktadır. Onun için kıssa bu gerçekleri odaklaştıracak, onları ortaya çıkarıp diriltecek ölçüde ve ona uygun bir üslûpla verilir. Gerçekleri açıklamada ve onları canlı bir şekilde engin bir etkiyle kalplere yerleştirmede kıssaların kendilerine özgü bir yolu vardır. Kıssalar bu gerçekleri, imanın hayatta pratik olarak oluşması biçiminde canlandırır. Bu yöntem ise, gerçekleri sadece soyut bir biçimde verip geçmekten daha bu kıssanın, surenin ötedenberi ele aldığı gerçeklerin aynısını ele aldığını ve surede yeralan geniş çizgilerin burada da önemli ölçüde ortaya çıktığını görüyoruz. Onun için bu kıssa, ele aldığı konuda meydana gelen sınırlı karıştırmalardan soyutlanmakta köklü, bağımsız ve değişmez bir etken olarak ortaya çıkıp, İslâm'ın inançla ilgili düşüncesinde kalıcı ve değişmez gerçekleri önce de belirttiğimiz gibi, surenin ötedenberi üzerinde yoğunlaştığı temel mesele şudur Tevhid meselesi, uluhiyet birliği, hakimiyet birliği. İsa kıssası -bu derste kaydedilen kıssalar onu tamamlamaktadır- da bu gerçeği vurgulamakta, Allah'ın çocuk ve ortak edinme düşüncesini reddetmektedir, bu şüphenin tutarsızlığını ve basit bir anlayış olduğunu açıklamaktadır. Meryem'in doğuşunu ve hayatını açıkladıktan sonra; İsa'nın doğuşu, Peygamber oluş tarihi ve bununla ilgili olayları öyle bir yöntemle anlatmaktadır ki, onun gerçek bir insan ve Peygamberler zincirinden bir halka oluşu ile, durumunun onların durumu, yapısının onların yapısı gibi olduğunda herhangi bir kuşkuya yer bırakmamaktadır. Doğuşu esnasında ve hayatı boyunca meydana gelen olağanüstü olayları gizemlilikten ve kapalılıktan uzak bir biçimde, insanın aklını ve gönlünü rahatlatacak nitelikte açıklamaktadır. Böylece insan, İsa'nın doğuşu ve hayatını normal bir yaşam öyküsü olarak algılamakta ve hiçbir şeyi yadırgamamaktadır. Kıssanın hemen ardından şu ilave edilmektedir "Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. O'nu topraktan yaratmış, sonra O'na `ol' demiş Oda oluvermişti." Burada kalp, kesin bilginin serinliğine ve neşesine kavuşuyor. Bir çırpıda kavranabilecek şu gerçek etrafında bu şüphelerin nasıl oluşturulduğuna hayret ediyor!Şu sûrenin ötedenberi ele aldığı ikinci mesele birinci meseleden kaynaklanmaktadır. Din gerçeği; dinin İslâm oluşu, İslâm'ın anlamının bağlılık ve teslimiyet demek olduğu meselesidir. Bu olgu, aynı zamanda kıssanın arasında da kendini göstermekte ve İsa'nın selâm üzerine olsun İsrailoğulları'na söylediği şu sözünde yer almaktadır "Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve size yasaklananların bazılarını helâl kılmak üzere..." Bu sözde Risaletin yapısına dikkat çekilmektedir. Gerçekten Peygamberlik; bir yol belirleme, bir düzeni yürürlüğe koyma; helâl ve haramı açıklama için gönderilir ki, müminler bu peygamberliğe bağlansın ve ona teslim olsun... Sonra Havarilerin ifadesiyle teslimiyet ve bağlılık, anlamını buluyor "İsa, onlardaki küfrü far kedince, `Allah'a davet yolunda kim bana yardımcıdır?' dedi. Havariler `Allah'ın yardımcıları bizleriz. Allah'a iman ettik, bizim müslüman olduğumuza tanık ol' dediler. `Rabbimiz; indirdiğine iman ettik, Peygambere bağlandık, bizi tanık olanlarla beraber yaz."-Al-i İmran suresi; 52Surenin akışı içerisinde önemli yer tutan konulardan biri de müminlerin Rabblerine karşı tutumlarının tasviridir. Bu kıssalar, insanlar arasından seçilmiş ve hepsini birbirinin soyundan kıldığı bu seçkin grubun hayatından, güzel örnekler ortaya koymaktadır. İmran'ın karısının, Rabbi ile konuşmasında, kızı ile ilgili niyazında... Meryem'in, Zekeriyya ile konuşmasında... Zekeriyya'nın duasında, Rabbine yalvarışında... Havarilerin Peygamberlerinin çağrısı karşısında verdikleri cevap ile Rabblerine dua edişlerinde ve benzeri olaylarda bu parlak tablolar kıssalar sona erip hemen ardından ifade edilen gerçekleri açıklamada kıssaların olaylarına dayanılarak hakikatler kapsamlı ve özet olarak selâm üzerine olsun gerçek kimliği, yaratıkların yapısı, ilahî irade, tertemiz vahdaniyet, ehli kitabın vahdaniyete çağrılışı, bu meselede onların lânetlenmeye çağırılması konularına değiniliyor. Konu, peygamberin tüm ehli kitabı aydınlatması için, bu gerçeğin aslını derli toplu ve kapsamlı açıklama ile sona eriyor. Peygamber bu açıklamayı, söz konusu tartışmaya katılan veya katılmayan, o nesilden olan yahut ondan sonra kıyamete kadar gelecek olan tüm ehli kitaba yöneltmiş bulunmaktadır."De ki; `Ey kitap ehli, sizinle aramızda ortak olan şu söze geliniz Sırf Allah'a kulluk edelim, hiçbir şeyi O'na ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirimizi ilâh edinmeyelim."-Al-i İmran suresi; 72Bu açıklama ile tartışma sona eriyor. İslâm'ın insandan ne istediği, insanın hayatı için ne gibi ilkeler belirlediği ortaya çıkıyor. Dinin manası; İslâm'ın anlamı açıklık kazanıyor. Başkalarının din veya İslâm olarak takdîm ettiği her türlü karma ve bozulmuş anlayışlar reddediliyor. Bu, geçen konunun nihaî hedefi olduğu gibi surenin de temel hedefidir. Kur'an kıssaları bu nihai hedefi; etkili, engin ve anlamlı o güzel hikâye üslûbu ile anlatıyor ve izah ediyor. Bu aynı zamanda Kur'an kıssalarının görevi ve pek çok surede özel bir metoda bağlı olarak Kur'an'ın üslûbunu ve sunuş yöntemini sağlamlaştırmak noktasındaki yapısının kıssası hem burada hem de Meryem suresinde arz edilmiştir. Buradaki ve oradaki ayet metinlerini karşılaştırdığımızda, burada birtakım farklı bilgiler ortaya çıkmasına rağmen bazı hususların da özetlenmiş olduğunu görürüz. Meryem suresinde İsa'nın doğuşuna detaylarına kadar yer verilmişkèn Meryem'in doğuşu halkasına hiç yer verilmemiştir. Burada ise İsa'nın peygamberliği ve Havariler detaylı yer alırken doğuşu özet halinde ayrıca,hikayeden sonraki açıklama daha uzundur. Çünkü açıklamalar daha kapsamlı bir mesele etrafında tartışmalarla ilgili olarak yapılmıştır. Bu mesele Tevhid, Din, Vahiy ve Risalet meselesidir. Bunlar, Meryem suresinde yeralmaz. Bu açıklama da kıssaların sunuluşu ile ilgili Kur'an üslûbunun yapısını belirlemektedir. Yani burada kıssa, içinde yer aldığı surenin atmosferine ve ondaki fonksiyonuna göre farklılık arz edebilmektedir. Şimdi ayet-i kerimeleri detaylı. olarak ele almaya kıssalar Allah'ın insanların yaratılışından beri tek olan Risalet görevini ve tek olan dinin mesajını taşımaları için tercih edip seçtiği kullarını açıklamakla işe başlıyor.',Asırlar ve nesiller boyunca birbirine bağlı değişik merhalelerde iman kervanına öncülük yapacak olan kullarını açıklamakla meseleye giriyor. Bu öncülerin birbirlerinin neslinden geldiklerini belirtiyor. Elbette ki bu neslin, soy bağına bağlı,olması zorunlu değildir. Buna rağmen bu neslin soyları Adem ve Nuh peygamberde birleşmektedir. Bu neslin bağı her şeyden önce Allah'ın tercilı edip seçmesine bağlıdır. Buradaki soy bağı aziz olan iman kervanında sürekli olarak muhafaza edilen inanç Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçerek alemlere üstün Bunlar birbirinden türemiş tek bir kuşaktır. Hiç şüphesiz Allah işiten ve Adem ve Nuh birer kişi olarak anılırken, İbrahim ve İmran; ailesi diye iki aile olarak ifade edilmiştir. Bu, Adem'in de Nuh'un da tek başlarına bu ilâhı seçmeye mazhar olduklarına işaret etmektedir. İbrahim ve İmran ise, hem kendi hem de aileleri ile birlikte bu nimete mazhar olmuşlardı. Bakara sûresinde belirtilip kurala bağlı olarak İbrahim'in evindeki peygamberli've bereket veraseti kan bağına dayalı bir veraset değildi. Bu ancak, inanç verasetiydi. Ve İbrahim'in -"Rabbi O'nu bir dizi sözlerle denemişti"."Hani Rabbi İbrahim'i birtakım emirler ile denemiş O da onları yerine getirmişti. Bunun üzerine Allah; `Seni insanlara önder yapacağım' demişti. İbrahim; `Soyumdan da' deyince, Allah; `Zalimler bu taahhüdümün kapsamına asla giremezler' buyurdu" Bakara suresi; 124Birtakım rivayetler İmran'ın İbrahim'in ailesinden olduğunu belirtmektedir. O haldè İmran ailesinin burada özellikle söz konusu edilmesi özel bir durumdan kaynaklanmış olabilir. Bu özel husus da Meryem ve İsa selâm üzerlerine olsun kıssasının sunulmuş olmasıdır. Aynı şekilde bu ayetlerde İbrahim ailesinden, ne Musa'nın ne de Yakub'un -ki Yakub İsrailoğullarındandır- İmran ailesinin anıldığı gibi anılmaması hususunu düşündüğümüzde ayetlerin burada Meryem oğlu İsa ve İbrahim -gelecek konuda ondan söz edeceğiz- ile ilgili tartışmaları ele aldığım, burada Musa'yı ya da Yakub'u söz konusu etmenin yeri olmadığını anlıyoruz. Allah yolunda vermenin, infâkta bulunmanın önemi nedir?İnfak, gerek hısımlardan ve gerekse diğer insanlardan yoksul ve muhtaç olanlara para veya mâişet yardımı yaparak onların geçimini sağlama demektir. Kur'an-ı Kerîm'in pek çok âyetinde, müminlere "Allah yolunda infak" emir ve tavsiye edilmiş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür. Allah Teâla, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır "... Aranızdan, inanıp da Allah rızası için harcayan kimselere büyük ecir vardır."[1] "Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir. O, her şeyi bilendir."[2] "Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan kimseler var ya, işte onların Rableri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır."[3] "Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın…"[4] İmkânı olduğu halde fakirlere, düşkünlere, yetimlere yardımcı olmamak, cehenneme gitmeye sebep olacak bir tutumdur. Bunu, şu âyetten de anlamaktayız "...Sizi bu yakıcı azaba sürükleyen nedir? diye sorarlar. Onlar, derler ki 'Biz, namaz kılanlardan değildik. Bir de düşkün kimseyi doyurmuyorduk."[5] Allahu Teâlâ, takva sahibi müminleri anlatırken, onlar hakkında şöyle buyurmaktadır "Kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler."[6] Ayetten de anlaşıldığı gibi insana malı, rızkı veren Allah'tır, insan bunun bilincinde olmalı ve yoksullara karşı cimri kesilmemeli, muhtaç olan insanları koruyup gözetmelidir. Böyle yaptığı takdirde sevabını ve karşılığını Allahu Teâlâ’dan fazlasıyla alacaktır. Çünkü Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur "Kim, din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da ona yardımda bulunur. Kim, bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allah da onun, kıyamet gününde bir sıkıntısını giderir."[7] Bollukta ve darlıkta infâkta bulunmaya gayret etmelidir. Cenâb-ı Hakk “O takvâ sâhipleri ki, bollukta da darlıkta da Allâh için infâk ederler; öfkelerini yutarlar ve insanları afvederler. Allâh da, bu şekilde davranan ihsân sahiplerini sever”[8] buyurmaktadır. Allâh Rasûlü, hiçbir şeyi olmayanı dahi infâk seferberliğine teşvik ederdi. Meselâ Ebû Zer -radıyallâhu anh- ashâbın en fakirlerinden olduğu hâlde onu bile infaka dâvet eder ve şöyle buyururdu “–Ey Ebû Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy ve komşularını gözet!”[9] Bunun içindir ki, ashâb-ı kirâm dâimâ bir infâk seferberliği içinde olurlardı. Tebük seferi için Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, malının yarısını getirmiş; Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhü anh- ise malının tamamını infâk etmiştir. Aile fertleri arasında büyük sıkıntı içinde olanlar varken uzakta olanlara yardım etmeye kalkışmak maslahata uygun düşmez. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur "Bir kimsenin sarf edeceği en faziletli dinar, kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcadığı dinardır"[10]. Âile fertlerine yapılacak harcama aynı zamanda sadaka hükmündedir. Hadiste şöyle buyurulur "Bir müslüman, aile fertlerinin geçimini, Allah'ın rızasını umarak sağlasa bu, kendisi için sadaka olur". Ayeti kerimede de şöyle buyurulur "...Anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan hizmetçi ve benzeri kimselere iyilik edin..."[11] Ekonomik durumu iyi biri için infâkın en faziletlisi kişinin muhtaç durumda bulunan hısımları için yaptığı harcamalardır. Peygamberimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-"İnfâka önce kendinden, sonra nafakası senin üzerine vacip olan kimselerden başla!"[12] buyurarak bu hususa dikkat çekmiştir. Kadının eğer kocası fakir ise malından yardım yapması gerekir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık olan kimselerdir"[13] . ŞAFİİ MEZHEBİ VE ŞAFİİ HAZRETLERİ Şafi mezhebi; İmam Şafi’ye nisbet edildiği için bu adla anılmıştır. Şâfi mezhebinin kurucusu sayılan İmam Şafi 767 Hicri 150 yılında Gazze şehrinde Filistin doğdu. Şafi mezhebi önce Mısır’da sonra kısmen Suriye, Yemen, Irak ve Mâverâünnnehir’de yayıldı. Günümüzde Irak, Suriye ve Anadolu’nun güney ve doğu bölgelerinde Şafi mezhebi yaygındır. Dipnotlar [1] Hadid sûresi, 7. ayet [2] Bakara sûresi, 261. ayet [3] Bakara sûresi, 274. âyet [4] Münafikûn sûresi, 10. ayet [5] Müddessir sûresi. 40-44. ayetler [6] Bakara sûresi, 3. ayet [7] Sahîhu’l-Müslim, Kitabü’l-Birr ve’s-Sıla, 58. [8] Âl-i İmrân sûresi, 134. âyet [9] Müslim, Birr, 142 [10] Müslim, Zekât, 38; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel, V, 279, 284 [11] Nisa sûresi, 36. ayet [12] Buhâri, Zekât 18, Nafakât 3; Müslim, Zekât 41; Tirmizî, Zekât 38, Zühd 32; Nesaî, Zekât, 51, 53, 60 [13] Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19 Kaynak Hasan Serhat Yeter, FIKIH 1 Şafii Mezhebi, 2017 İslam ve İhsan Resulullah sav bir keresinde, "Hanginiz, varisinin malını kendi malından daha çok sever?" diye sordu. Cemaat "Ey Allah'ın Resul, içimizde, herkes kendi malını varisinin malından daha çok sever" dediler. Bunun üzerine "Öyleyse şunu bilin Kişinin gerçek malı hayatında gönderdiğidir. Geriye koyduğu da varislerinin malıdır." Ravi Hz. İbnu Mes'ud Kaynak Buhari, Rikak 12, Nesai, Vesaya 1, 6, 237-238 Resulullah sav buyurdular ki "Bir dirhem, yüzbin dirhemi geçmiştir." "Bu nasıl olur, ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. Şu cevabı verdi. "Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan daha iyisini tasadduk etti. Diğeri ise, malının yanına varıp, malından yüzbin dirhem çıkardı ve onu tasadduk etti." Ravi Hz. Ebu Hüreyre Kaynak Nesai, Zekat 49 Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki "Sehâvet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Câhil sehâvet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever." Ravi Hz. Ebu Hüreyre Kaynak Tirmizi, Birr 40, 1962 Rabbim dilediği kimsenin nasibini bollastirir, dilediğinin nasibini de kısar. Siz hayır yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerini doldurur. O rızık verenlerin en hayırlısıdır. Sebe' süresi 39. Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. FATIR/29 Ey iman edenler, hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Bakara Suresi, 254 Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir. Bakara-261 Örttüğü zaman geceye, Açıldığı zaman gündüze, Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki, Bundan böyle her kim malını Allah yolunda hayır için verir ve günahlardan korunursa, Ve en güzel olanı lailahe illlallahı doğrularsa, Biz onu en kolay yola cennete muvaffak kılacağız. Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür. Ve en güzeli de yalanlarsa, Onu da en zor yola hazırlarız. Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak. O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir. Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur. O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. Hz. Peygamber sav, sahibi bulunduğu maldan en fazla infak eden insandı. O’ndan herhangi birşey istenirse az veya çok mutlaka birşey verirdi. Verdiğinden dolayı duyduğu sevinç ve neşe, alan kişinin sevincinden daha fazlaydı. "Cimrilik etme ki Allah da sana olan nimetlerinden esirgemesin. Malının fazlasını saklama ki Allah da fazla olan keremini senden menetmesin." Müslim Resulullah sav yarın için hiçbir şey biriktirmezdi. Tirmizi Resulullah sav bir hadis-i kudside, Allah Teala hazretlerinin şöyle söylediğini haber verdi "Sen infak et, ben de sana infak edeyim." Efendimiz devamla dedi ki "Allah'ın eli yedullah doludur. Gece ve gündüz boyu yapılan arkası kesilmez infaklar onu azaltmaz. Arz ve semavatın yaratılaşından beri Allah'ın infak ettiklerini düşünün! Bunlar, O'nun elindekinden hiçbir şey eksiltmemiştir. O'nun Arş'ı suyun üzerindeydi. Elinde mizan da var, alçaltır, yükseltir." Ravi Hz. Ebu Hüreyre Kaynak Buhari, Tevhid 22,35, Tefsir, Hud 2, Nafakat 1, Müslim, Zekat 37, 993, Tirmizi, Tefsir, 3048 Resulullah sav bize ikindi namazı kıldırmış idi. Selam verince acele ile cemaati yarıp evine girdi. Halk onun bu telaşesinde hayrete düşmüştü. Ancak geri dönmesi gecikmedi. Gelince, halkın merakını yüzlerinden anlayan Hz. Peygamber şu açıklamayı yaptı "Yanımda kalan birkısım altın vardı namazda onu hatırladım. Beni alıkoyacağından korktum ve hemen gidip dağıttım." Ravi Hz. Ukbe İbnu'l-Haris Kaynak Buhari, Ezan 155, Amel fi's-Salat 18, Zekat 20, İsti'zan 36, Nesai, 104 3, 84 Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor "Resulullah ASM buyurdular ki "Sadaka vermede acele edin. Çünkü belâ sadakanın önüne geçemez.'' "Mal sadaka ile eksilmez.'' Müslim Sadakayı vermekte israf olmaması.. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terkedilmemesi.. Minnetin olmamasına.. Çünkü veren Allah'tır, kul ise bir vasıtadır. Anasayfa » Etiket temizlik ile ilgili kıssalar Peygamberimizin Temizlik Adabı21 Mayıs 2021 - 0 yorum Maddi temizlik nedir, nasıl yapılır? Peygamber Efendimizin temizlik adabı nasıldı? Tüm Müslümanlara rehber olacak Peygamberimizin temizlik anlayışı... Dinimiz, Temizlik konusuna önem vermiş olmakla birlikte gerekliliği üzerinde ısrarla durmaktadır. Cenâb-ı Hak“Şüphesiz Allah, çok tevbe eden ve çok temizlenenleri sever.” el-Bakara 2/222 buyurarak hem...

allah yolunda infak ile ilgili kıssalar